Devlet Kendi Vatandaşına Kimlik Vermek Zorundadır. Bu bir tercih değil, modern bir devletin en temel ve vazgeçilmez yükümlülüklerinden biridir. Zira, Devlet, vatandaşını hukuken tanımak ve kaydını tutmakla yükümlüdür. Kimlik kartı, devletin “Ben seni vatandaşım olarak tanıyorum, senin hukuki bir kişiliğin var ve kaydım altındasın” deme şeklidir. Kimlik kartı olmadan hiçbir temel vatandaşlık hakkınızı kullanamazsınız. Oy kullanmak, sağlık hizmeti almak, eğitim görmek, seyahat etmek gibi sayısız işlem için kimliğinizi ibraz etmeniz gerekir. Devlet, kamu düzenini sağlamak ve kimin kim olduğunu bilmek için vatandaşlarını kayıt altına almak ve onlara bir kimlik belgesi vermek durumundadır.
Nitekim bu durum, Devletin temel yükümlülüğünün vatandaşını kayıt altına almak ve ona ilk kimliğini vermek olduğu, doğum sonrası düzenlenen ilk kimlik kartından ücret alınmamasıyla kendini gösterir. Sonradan alınan ücretler ise daha çok yenileme, değiştirme veya kayıp gibi durumlar için kartın materyal ve hizmet maliyetini karşılamaya yönelik olduğu belirtilmektedir.
Buna karşın vatandaşın tercihi olmayan ve Devletin kendi tasarrufu ile nüfus cüzdanının değiştirilmesi zorunluğunda da para almaması gerekmez mi?
Devletin aldığı bu ücret, “vatandaşlık hakkının bedeli” veya “kimliğin satış fiyatı” olarak tanımlanmıyor. Alınan paranın hukuki ve idari olarak iki temel gerekçesi olduğu değerlendiriliyor ve değerli Kağıt Bedeli ve Hizmet Bedeli (Harç) olarak bunu tahsil ediyor.
Değerli Kağıt Bedeli: Günümüzdeki kimlik kartları, içinde yüksek güvenlikli bir çip, biyometrik veriler ve taklit edilmesini önleyen güvenlik öğeleri barındıran teknolojik bir materyaldir. Devlet, bu materyalin maliyetini “Değerli Kağıt Bedeli” adı altında tahsil etmektedir.
Hizmet Bedeli (Harç): Kimliğin verilebilmesi için arka planda işleyen bir kamu hizmeti (personel, altyapı, sistem maliyetleri) vardır. “Harç” adı altında alınan ücret, devletin bu hizmeti sunarken yaptığı masraflara vatandaşın katılım payı olarak düşünülebilmektedir..
Oysa ki Devletin zorunlu tuttuğu bir değişikliğin maliyetinin neden doğrudan vatandaşa yansıtıldığı sorusu nu sormak gerekmez mi?
Burada Devlet şu mantıkla hareket etmektedir. 1. Kamu Hizmetinin Finansman Modeli: Devletler, hizmetleri genel vergilerle veya “kullananın ödediği” modelle finanse eder. Kimlik kartı gibi kişiye özel üretilen hizmetler, genellikle ikinci modelle finanse edilir. Devlet, “Bu hizmetin maliyetini tüm toplumun vergisinden karşılamak yerine, doğrudan o hizmeti alan kişiden talep edeyim” politikasını benimser. 2. Standarda Uyum Sorumluluğu: Devletin temel argümanı budur. Devlet, kamu düzeni ve teknolojik gelişmeler nedeniyle standartları belirler. Bu standartlara uygun belgelere sahip olma sorumluluğunu ise vatandaşa yükler. Tıpkı devletin araçlar için yeni bir egzoz emisyon standardı getirdiğinde, aracı o standarda uygun hale getirme masrafının araç sahibine ait olması gibi. Devlet, “Güvenlik ve dijitalleşme için artık herkesin çipli kimlik kartı standardına geçmesi gerekiyor” der ve bu standarda uygun kişisel belgenizi temin etme maliyetini bu gerekçeyle vatandaşa yansıtır. 3. Bütçesel Gerçeklikler: 85 milyondan fazla vatandaşa yeni bir kimlik kartını ücretsiz vermek, çok büyük bir maliyet anlamına gelir. Devlet, bu büyük mali yükü genel bütçeye yaymak yerine, hizmeti alan kişiye özel olarak yansıtmayı mali disiplin açısından tercih eder.
Buna karşın kimlik kartının bir “hak” belgesi olması ile bir “mülkiyet” olan aracı aynı kefeye koymak doğru değildir. Devletin “Topladığım vergiler, kurumlarımın varlığını ve genel işleyişini zaten karşılıyor. Ancak, senin için özel olarak, yüksek maliyetli bir kart basmak ve bu bireysel işlemi yapmak, genel bir hizmet değil, sana özel bir hizmettir. Bu nedenle, bu spesifik hizmetin ve materyalin maliyeti olan harç ve değerli kağıt bedelini, hizmetten faydalanan kişi olarak senden talep ediyorum.” Mantığı ile hareket etmesini kabul etmek mümkün değildir.
Burada , bir yanda vatandaşın hak ve adalet beklentisi ile diğer yanda devletin kamu maliyesi politikasının karşı karşıya geldiği felsefi bir tartışma ortay acıkmaktadır. Devletin, tek yanlı iradesi ile yeni nüfus cüzdanı vrme işlemi neden “genel hizmet” kategorisinde değil, “bireysel hizmet” kategorisinde değerlendiriyor ve maliyetini bu hukuki ayrıma dayandırıyor. Vatandaşın bireysel olarak bir talebi olmadığı halde, devletin tek taraflı tasarrufu söz konusudur.
Devletin “Tüm kimlikler çipli olacak” şeklindeki kararı veya tasarrufu genel olduğu halde, bu genel kararın hayata geçirilmesi ve uygulama safhasını “bireysel hizmet” olarak nitelendirmesi ne kadar hukukidir.
Kanımca Devletin “Tüm kimlikler çipli olacak” şeklindeki kararı veya tasarrufu genel olduğu için uygulamasının da genel olarak yapılması ve vatandaşına vermek zorunda olduğu nüfus cüzdanı yenilemesinden ücret alınmaması gerekir..
Yeni Yazı
Danimarka Gezisi Eski Yazı
AYKIROLUKLAR