AnasayfaHukukDeniz Mahsülleri

Su Ürünlerinin Tükenişi

Devletin kendi vatandaşına kimlik verirken ücret almasına ilişkin değerlendirme
“Hukuk Herkes İçindir.”
YURT DIŞI ÇIKIŞ HARCI ÖDEMESİ

Su ürünleri kaynaklarının ve yaşam ortamlarının korunması, sürdürülebilir işletilmesinin sağlanması amacıyla ruhsat verme aşamasında, avcılık sırasında, avlanan ürünlerin kaya çıkarılmasında, nakil, balık halleri ve perakende satış yerlerinde 2018 yılı itibariyle yapılan denetim sonuçları açıklanmıştır. 2019 yılı için henüz bu tür bir açıklama yapılmamıştır. Bu sebeple de, 2018 yıl sonu itibariyle değerlendirme yapacağım.
Yasadışı avlanıldığı tespit edilen 828 ton su ürününe el konulmuş olup bu su ürünlerinin açılımı şöyledir. istavrit 73 ton, hamsi 68, lüfer 6 ton, orkinos 5 ton, mezgit 3 ton, inci ketali 56 ton, sudak 28 ton, sazan 29 ton, midye 390 ton, kum midyesi 94 ton, deniz patlıcanı 34 ton, akivades 27 ton, kum şırlanı 7 ton ve diğer su ürünleri 8 ton olmak üzere toplam 828 ton su ürününe el konmuştur.
Söz konusu denetimler Sahil Güvenlik bot personeli ve Tarım Ve Orman Bakanlığının kontrol görevlileri olmak üzere, bakanlık kontrol tekneleri ve/veya Sahil Güvenlik botları ile ortak veya ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. Denizler ve içsularda 43692, perakende satış yerlerinde 46341 karaya çıkış noktalarında 10869, balık hallerinde 8792, nakil araçlarında 1887, nakil güzergâhlarında 355 işleme tesislerinde 781, depolarda 1966, mezatlarda 308, balıkçılara yönelik 1949 ve diğer (av bayi, restoran, otel) denetim noktalarında 3663 adet olmak üzere toplam 120603 denetim yapıldığı açıklanmaktadır.
Tablo bu şekilde olmakla birlikte, su ürünleri kaynaklarının ve yaşam ortamlarının korunması, sürdürülebilir işletilmesinin sağlanması maalesef sağlanamamaktadır. Başka bir deyişle yaptırıma yönelik işlemler yapıldığı halde davranışta olumlu davranış sağlayacak sonuç elde edilememektedir. Bu sebeple de yakın süreçte su ürünleri kaynaklarımızın dönüştürülemez şekilde sona ermesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Bunun için öncelikli olarak önce tüketicilerin bireysel anlamda su ürünleri kaynaklarının ve yaşam ortamlarının korunması, sürdürülebilir işletilmesinin sağlanmasına katkı koyması gerekmektedir. Gerek su ürünlerinin yaşam alanlarının kirletilmesi gerek aşırı ve yasadışı avcılığın önüne geçilmesi bakımından, restoranlarda, balık satış yerlerinde avlanma ölçülerine uymayan balıkları tüketmemeleri, satış noktalarında, restoranlarda bu tür avlanmaya yönelik su ürünü tespit etmeleri halinde ihbar etmeleriyle bu denetime katkı sağlanmalıdır.
Keza, yaşadıkları yerleşim yerlerinde su ürünleri kaynaklarının ve yaşam ortamlarının korunması, sürdürülebilir işletilmesinin sağlanmasına yönelik sivil toplum kuruluşlarına üye olarak katkı sağlamaları neredeyse zorunlu hale gelmiştir. Zira, oldukça güçlü durumda olan büyük balıkçı tekneleri ülkemizdeki denizlerin kendilerine aitmiş gibi davranması, trol/algarna avcılığı, aşırı ve kaçak avlanma, su ürünlerinin avcılığına kapalı alanların oluşturulması, avlanma sürelerinin uzatılması, balıkçı teknelerinin azaltılması gibi etkin mücadele ancak bu yolla gerçekleştirilebilecektir.
Bu anlamda bir değerlendirme yapmak gerekir ise; Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre Türkiye’de 2012 yılında toplam 16 bin 988 lisanslı balıkçı teknesi olup, bunun 699’u trol (%4), 610’u gırgır (%3,6) ve 15 bin 540 tanesi (%91,4) küçük ölçekli tekne bulunmaktadır. Bu sayıların 2020 yılında oldukça artmış olduğu da açıktır. Küçük ölçekli balıkçılık, Türkiye’de yer alan toplam filonun yaklaşık %90’ını oluşturmakla birlikte toplam tutulan balığın sadece %10’unu gerçekleştirebilmektedir. Buna karşın, 12 metreden büyük ve daha güçlü motorlara sahip endüstriyel balıkçılık yapan sahip civarı 30 metre ve üzerinde gırgır adı verilen büyük balıkçı tekneleri balık avcılığının yüzde 90’ını gerçekleştiriyor. İşte bu büyük endüstriyel büyük balıkçı tekneleri teknolojik gelişmelere uygun nokta atışı ile kısmen aşırı ve kısmen yasak avı gerçekleştirirken, amatör, geleneksel küçük kıyı balıkçılarının av alanlarını da istila ederek hem bu balıkçıların yaşamlarını olumsuz etkilemekte hem de su ürünleri kaynaklarımızın dönüştürülemez şekilde sona ermesine sebep olmaktadırlar.
Deniz dibini tarayarak gerçekleştirilen dip trolü ile de dipte yumurta bırakan canlıların yuvaları bozulmakta, deniz dibindeki bitkileri, deniz çayırları yok edilmektedir. Her ne kadar, deniz dibine ve deniz canlılarına verdiği zarar nedeniyle trol avcılığı Marmara Denizi’nde, İstanbul ve Çanakkale Boğazında yasak ise de, sahilden denize doğru 1.5 mil ile 3 milden sonraki deniz sahasında serbest bırakılmıştır. Ne kadar denetlendiği ve su ürünlerinin bugünkü haline bakıldığında kendisini ele vermektedir. Bana göre trolden daha fazla su ürünlerine zarar veren diğer avcılık türü ise sahilden güya 500 metre açıkta gerçekleştirilen algarna ( dip tarama) avcılığı olup tam bir katliamdır.
Bunun dışında doğal zemini bozan her yere çıpa atan yatlar/guletler vb. de doğal zemini bozarak aynı sonuca bizi götürmektedirler. Denizcilik Müsteşarlığı tarafından 2008 yılında yapılan araştırmaya göre Türkiye’de, değişik boy ve cinslerde yaklaşık 8 bini muhtelif boyda yelkenli tekne, 24 bini içten takma motorlu, 18 bin 500’ü dıştan takma motorlu ve 11 bin 500’ü motorlu şişme bot ve hepsinin de muhtelif büyüklüklerde çıpasını en güzel su ürünlerinin ürediği alanlara birden fazla atıp sürükleyerek çektiklerini hele ki bu sayının 2020 yılında katlandığı da dikkate alıp hesapladığınızda vahameti görmek mümkün olacaktır.
Ülkemizin denizlerinde yer alan su ürünleri çeşitliliğinin çoğaltılması için, her ne kadar su ürünlerinin üremesi yaş, büyüklük, cinsiyet ve türler hatta aynı türe ait populasyonlar arasında önemli bir değişim gösterirse de yurt dışındaki benzer örneklerine de bakarak iki veya üç yıl boyunca trol, gırgır ve belli metrelerden uzun ağ kullanımını yasaklamalıdır. Bu yasak içinde yer alacak su ürünleri avlayanlara da, geçmiş son beş yıllık vergi ödemelerini dikkate alarak yasak boyunca ödemler yapması gerekir.
Bilinçli birey olarak, gerek bugünümüz gerekse yarınlarımız için su ürünleri kaynaklarının ve yaşam ortamlarının korunması, sürdürülebilir işletilmesinin sağlanmasına bireysel katkı sağlayarak bir tuğla koymamız asli görevimizdir.
(Bu yazı internet üzerinden yayınlanan bilimsel verilerden yararlanılarak yazılmıştır)

Yeni Yazı